Çetin Balanuye
PhD Felsefe
English
FELSEFE ve/veya EĞİTİM
  BALANUYE.NET » HABER
17 Haziran 2019, Pazartesi  



"Ben" Nerede Biter? "Dışarısı" Nerede Başlar? (23.11.2006, Per)


Bu soruyu ilk değilse de, en çarpıcı biçimde sezdiren düşünür sanırım Dewey'dir. Ciğerlere solunan hava, "ben" ile "ben olmayanın" iç içe oluşunun sürekli yinelenen bir kanıtı gibidir. Beslenme, koklama, işitme, terleme, soluk verme, ağlama, seslenme ve dışkılama ile ortaya çıkan benzer iç içe geçişler "ben"in sınırlarını çizerken beden derisinin neden iyi bir ayırıcı olamayacağını gösterir. "Ben", sürgit akış içinde geçici bir "çökelti", kimilerine göre bir "yoğunluk" gibidir. Bedenimin derisi ancak yeterince yakından bakamadığım için bu yoğunluğu derli toplu gösteren bir çeper dokusudur. Nitekim, derimin sözde sınırlarını ihlal eden bir başka "geçici çökelti", örneğin bir bıçak, bedenimi oluşturan zerreleri değil, o bedenin "ben" duyuşunu ortadan kaldırır. Bıçak saldırısına karşı koyuşum hem bedensel yoğunluğun varlığını bu formda sürdürme çabasından, hem de bu varlığa ilişkin duyuşumun (fikrimin) yok olmaya direnmesindendir.

Spinoza'ya göre Doğa (ya da Tanrı) tam da bu nedenle ne azalır, ne çoğalır; O hep olagelmektedir. Ne var ki,  O bir tarzdan başka tarza değişir durur. 

Peki, "Ben" fikrinin bu karşı konulmaz algısal kesinliği nerden gelir?

Yine Spinoza'ya danışırsak şöyle diyecektir: Çünkü bedensel bir "zerreler biraradalığı"nı "ben" olarak duyan, bedensel zerreler birliğini adeta dışardan izleyen bir "Ben" fikri vardır. Bu yanlış bir fikirdir. Bunun doğrusu, bedensel zerreler birliğinin hem somut bir beden olarak varolduğu, hem de bu varoluşun bir de fikre (duyuşa) sahip olduğudur. Bedenle düşünceyi ayırmaya yönelik yatkınlığımız, "ben duyuşu"nun başka pek çok şeyle birlikte, bedensel yoğunluğu da derli toplu yöneten bir aygıt gibi algılanmasına yolaçar.

Saçımızı, tırnağımızı ya da bir kolumuzu bile yitirdiğimizde "ben"de bir azalma olmayışının sebebi, "Ben"in bunlardan daha fazla bir şey olmasından değil, zerreler biraradalığını oluşturan geçici yoğunluğun dağılmaya direnmesindendir.

Ölüm bu nedenle bir yokoluş değil, zerresel birarada oluş yönündeki özel ısrarın, zerrelerin genel birliği anlamındaki doğaya katılma yönündeki çekime daha fazla karşı koyamamasıdır.

 
ÖZGEÇMİŞ | YAYINLAR | TEZLER | SUNUMLAR | Ders Notları | ARAMA | İLETİŞİM | ANA SAYFA
©2006-2019 Çetin Balanuye
www.balanuye.net