Çetin Balanuye
PhD Felsefe
English
FELSEFE ve/veya EĞİTİM
  BALANUYE.NET » YAYINLAR » OKU
1 Mart 2021, Pazartesi  



Yazı I ve Yazı II (11.01.2005, Sal)
Aşağıdaki iki yazı komşudur. Her iki yazıda birer adet altı çizili sözcük vardır; bu sözcükler, içinde bulundukları yazıların sökük, yırtık ya da deliklerinden yalnızca ikisidir. İki yazı birbirine bu söküklerden de dolabilir.

YAZI I ve YAZI II

Çetin Balanuye

110105

Aşağıdaki iki yazı komşudur. Her iki yazıda birer adet altı çizili sözcük vardır; bu sözcükler, içinde bulundukları yazıların sökük, yırtık ya da deliklerinden yalnızca ikisidir. İki yazı birbirine bu söküklerden de dolabilir.

Bilinçaltından Notlar, March-May: 2005, Vol. 1., p. 12-16.

YAZI 1: Yapısöküm Baskıya Yetişmez![1]

“Yapısöküm”, bizi yazıda olanı farketmeye çağırır. Yazıda olan, gerçi, bizim farkındalığımızdan etkilenmez; yazıda oluşunu, yazıda olmaktalığını sürdürür. Yazıda olanı farkettiğimizde, bizim oluşumuz, olmaktalığımız, oladururken ne yaptığımız bu farkındalıktan etkilenir, dönüşür, değişir.

x   x  x   x   x

Yazıda olmakta olan, kendini ancak insanca bir farkındalığa açan “ertelenme”dir. Yazıda söylenen, söylenip biten değil, söylenmekte olan, söylenerek olmakta olan, söylenirken olan, olagelendir... Bu bir ertelenmedir; söz her zaman orada “tam olarak” olmayandır.

x   x  x   x   x

Ama baskı beklemez!

x   x  x   x   x

Yazıda olmakta olan şey hakkında bir yazı, zorunlu olarak farkındalığımın görüngübilimsel bir kaydını vermelidir. Bu kaydı yazıyla tutmalıyım, sürekli ertelenişe tanık olan farkındalığım sizinkine sirayet etsin diye...

x   x  x   x   x

Farkındalığımın görüngübilimsel kaydını titiz yapmalıyım. Bu bir etik yükümlülük ve bu yükümlülükten dolayı yazıda olana karşı “en az adaletsiz” olunabilecek bir yol bulmalı. Bu yol yapısökümsel bir ertelenişe çıkıyor.

x   x  x   x   x

Öyleyse, Yasemin[2], bu yazı baskıya yetişmez.

YAZI II:  Titizlik

Kapıya doğru yürüyüşünde çevik ama tedirgin bir görünüş vardı.

Görünüş... fırça izlerinin tuvalde bıraktığı bir ‘izler bütünü’ olabilir bu. Belki odağında net, arkasında bulanık bir fotoğraf anı. Düşten kalma ısrarcı bir bellek tortusu. Kalakalan bir iz... Kapıya en yakın yerde duran masanın yanına kadar yürüdü. Masanın tam yanında durdu. “Tam yanında” olması ne demek? Bu yargımdan adam nerde durmuş olsaydı vazgeçerdim? Belirsiz. Titiz bir düşünüşün sonucu olmasa gerek yargım. Bana tam yanındaymış gibi gelmişti.

Masaya eskimiş deri bir çanta, kurşuni renkte bir pardösü, iri kareleri çifter çizgiyle belirginleştirilmiş triko bir bordo kaşkolü koydu. Gözlüğünü, burnundaki iki küçük noktayla belirginleşen her zamanki adresine doğru itekledi. Gözlüğün tam yerine yerleştiğinden emin olmak için önce kapıya, sonra geriye, geldiği yöne doğru baktı. Gözlüğün üstünden ve altından baktı. Gözlük tam yerindeydi...

Emekli muhasebecilerin taşıyacağı türden eskimiş deri siyah çantasını masadan kaldırmadan çevirdi. En küçük cebin fermuarını açık bıraktığını unutmadığını belirtir gibi, fermuarı vurgulayarak ve kararlı bir sertlikle çekti.

x  x  x  x  x

Kalabalık bir meyhanenin çıkışına en yakın yerde durup soğuğa çıkma öncesinde hazırlıklarını tamamlamak üzere mola veren bu adamın titiz biri olduğunu düşünebilir miyiz? Aceleci bir hali olduğunu eklemeliyim. Kapının eşiğindeki masada verdiği mola aceleci bir ruhsal içeriğin tüm ipuçlarını yansıtıyordu aslında. Ne var ki, bu telaş ve acele, adamın ruhunda başladığı yolculuğu en çok yüzüne kadar sürdürüyor, yüzünde birer hoşnutsuzluk belirtisine dönüşüp kalıyordu. Adam masa başındaki o titiz ritüeli ağır ağır sürdürüyor, adeta hayatın o karşı konulmaz telaşına sessizce meydan okuyordu.

Titizlikte bir kalite vardır. Bir iş hem titiz hem de özensiz olamaz. Titiz bir terzi, diyelim bir pantolonun paçasını kısaltsın, iki paçanın birbirinden farkını çıplak gözle ayırt etmek olanaksız olmalı. Böyle bir işle karşılaştığımızda terzinin ‘titiz’ çalıştığını söyleriz. Bunu söylerken bir anlamda terzinin bizim paça işini geçiştirmediğini, özendiğini, iyi yapmaya çalıştığını söylemek isteriz. Terzimizin gerçekte paçayı nasıl kısalttığına ilişkin başkaca kanıt aramayız. Bunun bir rastlantı olduğunu düşünmeyiz. Titizlikte bir tutarlılık olduğunu peşin peşin kabul ederiz. Böylece titizlik bir ‘karakter’ olur çıkar bizim için.

Titizlik kavramının doğuştan gelmelik anlamı çağrıştıran karakter ile bağını koparmak istiyorum. Öğrenilen bir yatkınlık, bir yaşantı, belki bir alışkanlık olduğunu savunmak hevesindeyim.

x  x  x  x  x

Adamı kapının eşiğindeki masanın yanında bırakmıştık. Gözlüğünün yerinden emin, çantanın fermuarını çekmiş olduğunu anımsatmama izin verin. Masanın üstüne nerdeyse gelişigüzel ama kundakta bebek bırakırcasına esnek ve yumuşakça bıraktığı kaşkolle pardösüye uzanıyor şimdi adam. Kaşkolün tümüne bakıyor önce, kuşbakışı... Gözlüğünün üstünden görüyor onu, süzüyor... İki elini kullanarak uzanıyor kaşkole ve iki başından kavrıyor... Masadan bağını kesiyor ve havada silkeliyor. Adeta zarifçe tozunu alıyor onun, kimi zaman tek elini serbest bırakıp parmak uçlarıyla kaşkolde saç ararcasına...

Kaşkolü başının gerisinden aşırtıp ensesine yaslıyor. Başını hafifçe geriye itekleyip, bir kaç kez ileri geri iterek kaşkolün enze çizgileri ile öpüşmesini sağlıyor. Öpüşün pamuksu sıcaklığını ensesinin kırışık ve yaşlı derisinde hissettikten sonra, iki elinin eşgüdümünde akışkan bir uysallıkla kıvrılan kaşkolü gıdığında birleştirip tam orda -hemen hemen tam orda- kumaştan bir kavşak yaratıyor. Gıdığını kavşağın merkezine bastırıyor, kavşağı dil kökünde hissediyor ve zihni bu dokunuşu onaylıyor. Kaşkolün gönülsüz kavşağını bozmamak üzere, çenesi göğsünde pardösüyü yavaşça kavrıyor. Yeterince ilgi göstermiyor oluşunun huzursuzluğu yüzünde, pardösüyü iddialı bir hışırtıyla arkasına savurup önce sağ kolunu, sonra gövdeyi ve en son da sol kolu sırtına geçiriyor. Ellerini geri kazanınca çenesi serbest kalıyor, kaşkol pardösünün göğüs oyuntusuna yerleşiyor ve tam üstüne denk gelen düğme ilikten kayıp yerli yerine oturuyor. Diğer düğmeler, yakalar, etekter, bir kaç omuz çırpma... ve işte her şey tamam. Çantayı tam tutulması gereken yerden tutuyor, sol koltuk altına yerleştiriyor ve başını döndürüp bakıyor: Çantanın deriden kulpu olması gerektiği gibi, öne doğru mu sallanıyor?

x x x x x

Bu adamın ertesi sabah açacağı bir dükkanı olsaydı ve size ne iş yaptığını sorsaydım muhtemelen ‘Terzi!’ diyeniniz olurdu. Oysa, seçenekleri yazma hakkını bana verseler doğru seçeneği “kimbilir!” olarak belirlerdim.

Bu adamın işinin herhangi bir iş olabileceğini söylemek istiyorum aslında. Niyetim daha da ileri gitmek: Bu adam ‘dilediği zaman’, ama kesinlikle her zaman değil, ‘dilediği işi’ ama hiçbir zaman her işi değil, bu ahenk ve dinginlikle yapabilen biri olmalı. Bu adamın ‘olanaklı olan’ ile ‘olması gereken’i birleştiren biri olduğunu düşünmenizi istiyorum. Titizlik kavramının ancak bu iki koşulun sağlanması durumunda açığa çıkan bir ‘erdem’ olduğunu söylüyorum. Bu nedenle, takıntılı olmakta bir erdem aramamak gerektiğini söylemekten yanayım. Aynı nedenle, terzinin belki tüm meyhane çıkışlarının alelacele ve salaş olabileceğini, ama ertesi sabah pantolon paçalarında alışılmış kaliteyi bir kez daha sergileyebileceğini anlatmak istiyorum. Titizlik, diyorum, bir karakter değildir ve olmamalıdır; titizliği öğrenmek gerekir, titizliği çalışmak, titizlikte ustalaşmak gerekir diyorum.

Titizlik, bu bağlamda, ustalık ile ahlakın kesiştiği yerde durur. Olanaklı olanın en iyi örneği, olması gerektiği gibi olduğunda ‘iyi bir iş’ çıkar ortaya. Kanımca ‘iyi bir yaşam sürmek’, ‘iyi bir baba olmak’, hatta ‘iyi sigara içmek’ bile bu türden bir titizlik gerektirir. Titizlik kavramı, sanılanın tersine, çabuk olmak, üretken olmak ya da kısa bir yaşama çok iş sığdırmak türünden ifadeler ile çelişmez, çelişmemelidir.

Titiz biri bir anlamda ‘farkında’ biridir. Farkındalık, günlük alıştırmalar ile geliştirilebilir bir alışkanlık türüdür. Az farkındalığa ya da çok farkındalığa alışmış olabiliriz. Nasıl bir alışkanlık geliştirmiş olursak olalım, farkında olunabilecek olanlar ile olmamız gerekenleri ayırt etmek bizi titizlikte olduğuna benzer bir yükümlülük ile karşı karşıya bırakır. Farkında olmaya çalıştığının ya da hakkında titiz olmayı umduğumuz şey ‘olunabilir’ bir şey mi ve olmalı mıyız? Öyle ya, her konuda ‘farkında olmak’ olanaklı olmayabilir. Sözgelimi, soluduğumuz havanın oksijen oranının farkında olamayız ve bu konuda titiz bir ısrar sergileyemeyiz. İlk koşul sağlanmadığından, ikinci koşulu baştan eleyebiliriz. Buna karşın farkındalık anlarımızı olabildiğince genişletmeyi umabiliriz. Bir çiçekteki tüm koku partiküllerinin ayırdına varmak, bir konçertonun tüm ses birimlerini ayrı ayrı ama bir arada işitebilmek, ya da güzellikleri hücre ölçeğinde görebilmek...

Dikkatli olmakta yarar var, ilk koşul tek başına yeterli değildi. Buna göre, nahoş bir şeyi kokladığımızı, istenmeyen bir gürültü ile karşılaştığımızı ya da düpedüz çirkinliğe bakıyor olabileceğimizi de düşünmeliyiz. Bu türden tüm ‘arzulamadıklarımızı’ mutlak farkındalık içinde ve titiz bir yönelişle alımlamak ister miydik?

Demek, daha fazlası olanaklı olsa bile kimi zaman farkındalığımızı sınırlamak isteriz. Bu sınırlama daha çok “seçmek” biçiminde iş görür: Şunun değil, bunun farkında olmak...ya da bunun şu ölçüde farkında olmak...şunun değil, bunun hakkında titiz olmak. Kısaca söylendikte, takıntılı olmadan titiz olmak, ya da karaktere dönüştürmeden titizlik sergileyebilmek...

Etik pusulamızın bizi hem ilk koşul, hem de ikinci koşul açısından yönlendirmesi gerektiğini anlamış olmalıyız. Etik, olanaklı olma ya da olmama biçimindeki bir olgu sorusunun dışına taşar ve bizi, örneğin, bir tas pirinci ağırlıkları bakımından tek tek farketmek ve aynı ağırlıktaki pirinçlerden pilav pişirmek türünde bir zırvalıktan alıkoyar. Bizi bunu yapmaktan men eder: Kendimize ve çevremize olan borcumuzu anımsatır, zamanı yaşam lehine saklar.

Etik pusulamız, ayrıca, hakkında titiz olmamız gereken yapıp etmelerimiz konusunda da pozitif bir tavır sergiler, uyarır, sezdirir, yönlendirir. Bu tavırdan olumlu anlamda etkilenmek ancak ‘farketmekle’ olanaklıdır. Farkeden için, diyelim, sigara içme bir titizlik konusu olur. Farkeder. Sigara içme konusunda farkındalığı gelişir. Titizliği artar. İşte artık orda sıradan bir sigara içicisi yoktur. Terzinin paçalarda gösterdiği türden bir ustalık bir tiryakinin parmaklarında dumana dönüşür. Öte yandan, arka arkaya eklenen ve her türlü farkındalıktan uzak bir otomasyona dönüşen sigara tüketimi “titizlik erdemi” ile bağını tümden koparmaya örnektir. Dumanaltı olan pek çok salona hakim o ağır ve dayanılmaz hava, fabrika otomasyonuna dönüşen bedenleri içinde hoyrat bir devinimle duman üreten tiryakiler nedeniyledir. Kötü olan ne sigara, ne de tiryakidir; titizlik yoksunluğu, farkındalık eksikliği ya da özensizlik... bir erdemin orada bulunmayışıdır şikayet ettiğimiz.

Titiz bir tiryakinin içeceği “o” sigaranın dumanı ne kendisi, ne de çevre için kötüdür.

Titizlik, kavram gereği zevkli ve iyidir.


[1] Bu başlık ve altındakiler Derrida’nın “yapısöküm” düşüncesine ilişkindir.

[2] Karar verilemezliğin deliliğini temsil eden, Bilinçaltından Notlar Dergisi’nin düşsel  kahramanı.

 

İlgili Doküman
YAZI I ve YAZI II (Yazi 1-Yazi 2 (Derrida).doc, 50 KB)
 
ÖZGEÇMİŞ | YAYINLAR | TEZLER | SUNUMLAR | Ders Notları | ARAMA | İLETİŞİM | ANA SAYFA
©2006-2021 Çetin Balanuye
www.balanuye.net