Çetin Balanuye
PhD Felsefe
English
FELSEFE ve/veya EĞİTİM
  BALANUYE.NET » YAYINLAR » OKU
19 Nisan 2019, Cuma  



Sosyal Bilimler ve Partizanlık (29.04.2000, Cmt)
Martyn Hammersley'in hiçbir kitabı sanırım Türkçeye çevrilmedi; büyük talihsizlik. Akademisyenler İngilizce orijinallerden yararlanıyor olmalı, ancak yine de çevrilmeli diye düşünüyorum bu metinler. "Çevrilmeli!" derken şu iki temel gerekçeyi öne sürmeyi tasarlıyorum: İlkin, Hammersley'in hemen bütün kitapları, ama özellikle bu yazıya konu olan kitabı adeta Türkiye ve benzeri ülkelere yönelik bir "sosyal bilimler" uyarısı niteliğinde. İkincisi, Hammersley 'post-modern koro'da çatlak bir ses gibi... Koroyu bozuyorsa çalışıp da gelmeli denemeyecek kadar ilginç ve kanımca güçlü bir ses; bence kulak vermeli.

Sosyal Bilimler ve Partizanlık

Çetin Balanuye 

Martyn Hammersley
Taking Sides in
Social Research:
Essays on
partisanship and bias

Routledge, 2000, 196 s.

VİRGÜL 29, Nisan 2000, s. 21  

Martyn Hammersley'in hiçbir kitabı sanırım Türkçeye çevrilmedi; büyük talihsizlik. Akademisyenler İngilizce orijinallerden yararlanıyor olmalı, ancak yine de çevrilmeli diye düşünüyorum bu metinler. "Çevrilmeli!" derken şu iki temel gerekçeyi öne sürmeyi tasarlıyorum: İlkin, Hammersley'in hemen bütün kitapları, ama özellikle bu yazıya konu olan kitabı adeta Türkiye ve benzeri ülkelere yönelik bir "sosyal bilimler" uyarısı niteliğinde. İkincisi, Hammersley 'post-modern koro'da çatlak bir ses gibi... Koroyu bozuyorsa çalışıp da gelmeli denemeyecek kadar ilginç ve kanımca güçlü bir ses; bence kulak vermeli.

Türkiye'de sıkıntı çekmeden, bolca bulunabilecek üç şeyi söylemem istense polis ve çayın yanına bir de 'post-modern' yayını koyardım; birileri haksızlık ettiğimi söyleyerek başka bir 'üçüncü' önerecek olsa bu kez post-modernin dördüncülüğünde ayak direrdim. Bazen bir şey o kadar yaygınlaşmıştır ki en kuşkucular bile onunla ya da ona karşı, ama hep ona ilişkin bir konuma sürüklenirler; bu açıdan bakıldığında 12 Eylülden önce 'sol' dünya görüşü ne idiyse şimdi 'post-modern tavır' için de bu söylenebilir. Bir yazar kitabına "In the Age of Post Everything" (Post-Her Şey Çağında) adlı bir bölüm koymuş, demek Batıda da kimileri bu bolluktan şikâyetçi.

Hammersley'e göre özellikle Nietzsche'den sonra -haklı olarak- tanrısal kesinlik ve kusursuzluğun olanaklılığına karşı bir kuşku gelişti. Bu gelişmede kuşkusuz pek çok yayın, düşünür ve düşüncenin küçümsenmeyecek oranda etkisi vardı; ama entelektüel alışkanlıktan olacak, önce kıta Avrupa'sından birkaç düşünür sonra da Anglo-Amerikan yazınında sesini duyuran kimi sosyolog ve felsefecinin bu gelişmede özellikle adları anılır oldu. Sonuçta gelinen nokta "akıl" ve "akılda temellenen bir nesnelliğin" birden çok nedenden ötürü kuşku götürür olduğu idi. Bu nedenlerden birincisi "epistemolojik" ise ikincisi apaçık "ideolojik" idi. İşte Hammersley'in kitabı temel olarak bu ikinci nedenden kaynaklanan bir nesnellik kaybının sonuçları ve bu sonuçlara ilişkin birtakım endişeler üzerinde duruyor.

Hammersley, "eleştiri" öncesi sosyal bilimlerin, doğa bilimlerine aşırı öykünmenin bir sonucu olarak "nesnel bilgi"yi ulaşılması amaçlanan temel değer yaptığını, bu dönemin "bilimsel" arayışının "value neutrality" (değer tarafsızlığı) olduğunu söylüyor. Bu arayışta ne denli başarılı olunduğu meselesi kitabın merkezinde değil; Hammersley daha çok bu arayışı yöneten, bilim insanını belli değerleri aşılama işinden uzak durmaya yönlendiren itkiyi anlamaya çalışıyor. Çünkü bu itki, Hammersley'e göre aslında bugün de bir ölçüde gerekli...

Eleştiri sonrası sosyal bilimler "value neutrality" yerine "partizanlığı" koydu. Bunu yaparken temel dayanak, bilginin "bulunacak" ve "kanıtlanacak" bir şey değil "kurulacak" ve "gösterilecek" bir şey olduğuna ilişkin giderek yaygınlaşan kuramsal söylemdi.

Hammersley kitabında söylemin gündelik hayat ve bilim pratiğinde ne ölçüde etkili olduğunu yadsımıyor, ancak "bu ahval ve şerait içinde" de olsa bilim insanının etkinliğini neyin, hangi temel değer ya da itkinin yönetmesi gerektiğine ilişkin sorgulamanın gereğini irdeliyor. Bilim topluluğu ilkesiz bir avukatlık bürosu gibi çalışmalı ve hakikatin olmamasını giderek daha çok sayıda müvekkili olacağına bağlayarak sevinç mi duymalı? Yoksa "gelip geçici" ya da "süreksiz" ve "kültürel bakımdan göreceli" de olsa kimi sosyal yaşantıları belli bir "nesnellik tutkusu"yla mı aramalı?

Hammersley'in argümanı sosyal bilimlerde var olan durumun ilginç bir betimlemesini içerdiği gibi, "eleştirel partizanlığın" Anglo-Amerikan sosyoloji geleneğinde "izinin sürülmesi" açısından da inandırıcı bir kuramsal rehber işlevi görüyor. Bu rehberi izleyerek C. Wright Mills'in The Sociological Imagination adlı çalışmasıyla bir ölçüde başlayan sosyal bilimlerde "öznel" niyetin "kamusal" bir projeye dönüşmesi istemini görebilir, bu istemin somutlaşmasında Marksist "çelişki" ve "çatışma" kuramı ile Weberci "bürokrasi nefreti"nin etkilerini bir arada değerlendirebilirsiniz. Rehberi izledikçe Mills'in arkasından gelen Howard Becker ve ünlü makalesi "Whose side are we on?"(Kimin tarafındayız?) ve onu izleyen A. W. Gouldner'in "The sociologist as partisan" (Partizan olarak sosyolog) adlı makalesiyle sosyal bilimcinin görev tanımından giderek "nesnelliğin" nasıl çıkarıldığını görebilirsiniz.

Geçenlerde Ege Cansen Hürriyet'teki köşesinde yazmıştı: İngiliz profesör John Adams'ın "kimin sözüne güveniyorsunuz" anketine gelen yanıtlar arasında "bilim adamları" %49'da kalmış. (Bu alıntıdaki cinsiyetçi ifade benim değil.) Başka bir alıntı Guardian gazetesinden: Geçenlerde gazetede Nussbaum'la bir söyleşiye yer verildi; Nussbaum İngiltere'de hemşirelik eğitiminin bir süre önce hastanelerden alınarak üniversitelere verildiğini, bu değişimden sonra hemşire adaylarının "gender" (toplumsal cinsiyet), politik söylem, yapıbozum ve daha birçok "postmodern mumbo jumbo"yla (post-modern saçmalık) ilgili bol miktarda kuramsal ders aldığını ve giderek şefkati eril bir politik kurmaca gibi görmeye basladığını söylüyordu. Nussbaum'a göre şefkatsiz bir hemşireden herkes uzak durmak ister ve bu bile kendi içinde yeterince nesnel bir gerçektir.

Bir tanıtım yazısının Hammersley'in kitabına haksızlık etmeden görevini tamamlaması sanırım olanaklı değil; bu iş en az onun kadar derin olmayı gerektiriyor. Ancak belki bu kısa yazının yayınevlerine bir 'fikir' vermesini umabilirim ve belki böylece bir süre sonra Türkiyeli okuyucu Hammersley'le tanışmış olur. Türkiye'den söz açmışken... Sizce Hammersley'in uyarısı sosyal bilimlerde zaten hiç pusulası olmamış ülkemizin birden bire 'post-Batı' göreceliğini yaşamaya kalkıştığı şu günlerde özellikle 'anlamlı' değil mi?

 

İlgili Doküman
Sosyal Bilimler ve Partizanlık (Sosyal Bilimler ve Partizanlik.doc, 37 KB)
 
ÖZGEÇMİŞ | YAYINLAR | TEZLER | SUNUMLAR | Ders Notları | ARAMA | İLETİŞİM | ANA SAYFA
©2006-2019 Çetin Balanuye
www.balanuye.net