Çetin Balanuye
PhD Felsefe
English
FELSEFE ve/veya EĞİTİM
  BALANUYE.NET » YAYINLAR » OKU
1 Mart 2021, Pazartesi  



Esrime: Felsefenin bir kaybı mı? (1.01.1998, Per)
'Deneyim'i kavramlaştırma eğilimindeyiz. Bu dönüştürme ile herhangi bir deneyim 'gelip geçici' kalırken sözcükler ondan kalan 'her şey' oluyor. Dillendirmenin temel bir insan yatkınlığı olduğunu düşünebiliriz: Bir mesajı aktarmak ya da basitçe 'anlaşılmak' üzere sözcükleri bir amaca yönelik olarak kullanmanın yanı sıra sözcükleri kullanıyoruz, çünkü başka türlüsünü bilmiyoruz.

 

 

Esrime: Felsefenin bir kaybı mı?

Çetin Balanuye 

Georges Bataille
Nietzsche Üzerine
Kabalcı Yayınları, 1998, 230 s.

İç Deney
YKY, 1995, 183 s.

VİRGÜL 18, Nisan 1999, s. 8-9 

'Deneyim'i kavramlaştırma eğilimindeyiz. Bu dönüştürme ile herhangi bir deneyim 'gelip geçici' kalırken sözcükler ondan kalan 'her şey' oluyor. Dillendirmenin temel bir insan yatkınlığı olduğunu düşünebiliriz: Bir mesajı aktarmak ya da basitçe 'anlaşılmak' üzere sözcükleri bir amaca yönelik olarak kullanmanın yanı sıra sözcükleri kullanıyoruz, çünkü başka türlüsünü bilmiyoruz.

Deneyimin yalnızca 'dilsel' (verbal) alanla sınırlı olmadığı açıktır. Eğer iç içe üç daire çizersek, en dıştakine 'olanaklı toplam deneyim' alanı, bir küçük daireye 'iletilebilir deneyim' alanı ve en içteki daireye de 'konuşulabilir deneyim' alanı diyebiliriz. Bunlardan konuşulabilir deneyim alanı için sıradan grameri, iletilebilir alan için kimi özel söylem türlerini, edebiyat ya da sanatı kullandığımızı varsaydığımızda geriye büyük ve başka bir alanın kaldığını görürüz: Bu alan, tümüyle kendi içinde değerli (intrinsically valuable) öznel deneyim alanıdır; bu alandaki yaşantı 'öteki'ne aktarmaya ne gerek ne de olanak bulunan bir yaşantıdır. Cinsel haz, acı, mutluluk, coşku, Dionisyen tutku ve bunların bir toplamı olan 'esrime' hep bu alanda gerçekleşir.

Toplumsalı yalnızca 'iletilebilir' ile 'konuşulabilir' olandan kurmamızdan dolayı hata yaptık. Bütün deneyimlerimizi 'kavramlaştırma' eğiliminden (yatkınlığından) iki türlü zarar gördük: İlkin, öznel deneyim alanını 'verbalize' edebildiğimizi sanarak felsefî, spiritüel ve erotik bir kafa karışıklığı yarattık. Doğrusu, onu bu yatkınlıktan dolayı dillendirdik, ama onun aslında ne konuşulabilir ne de iletilebilir olduğunu bilemedik. Sonra, onu kavram ile bozarak dolayımsız yaşama olanaklılığını -tümüyle öznel yollardan- araştırmadık. Giderek bir 'öznel deneyim alanı'nın farkındalığından (awareness) yoksun duruma geldik.

Bu hatanın farkına varan ve başkalarına da göstermeye çalışan düşünürler oldu. Sözcükleri öznel alanı anlatabilir olmasa da (çünkü bu yapılamazdı) bir biçimde, insanın 'iletilebilir' ile 'konuşulabilir' olanın toplamından fazla bir şey olduğunu çağrıştırdılar. Çabaları kimi zaman felsefeyi dilin dışına çıkarmaya yönelikti. Bunun için 'felsefe'yi yeniden kurmaları gerekiyordu; bunu yaparken yine dili kullanacak olmaları işi bir kısır döngüye dönüştürüyordu: Dilin ötesine de uzanan bir felsefenin, ama bu kez bir yaşama felsefesinin üretilmesi gerekiyordu. Dilden kurtulmuş olmasına karşın felsefe kapsamında görülebilecek bir varoluş biçimiydi aranan.

Bütünlük arayışındaki düşünürlerin çabasına eşlik eden ortak kaygı şu iki bilgi türüne de sahip olan insana ulaşmaktı: 'Araçsal bilgi' ile 'kendi içinde değerli bilgi'. Bunlardan birincisi genel olarak dilsel etkinlik alanıyla ilgili, diğeri ise öznel deneyim ile temsil edilen alanla ilgilidir. İşte sanat ve benzeri söylem biçimleri ise bu iki etkinlik alanında kurulan köprüdür. Sanat bir 'öte'nin olduğunu akla getirir; dille ilişkili olmasına karşın onun ötesine ulaşmaya çalışır; hemen hiçbir zaman ulaşmayı başaramaz; 'öte' tümüyle özneldir, 'salt deneyim' (pure experience) olduğundan 'kendi içinde değerlidir'.

Dilsel bir etkinlik alanı olarak felsefe içinde yer almakla birlikte, yaklaşımlarında her zaman 'öte'ye ulaşma çabasını hissettiren düşünürler olmuştur. Bunların eserlerinde ortak olan etki, dilden kurtulma çabasıdır. Çoğun bu çaba kendini dili bozma ya da eğretilemeler ile söyleme biçiminde gösterir. Bu bir anlamda olağan (verbal) dilden kalkıp köprüye çıkmak, sanatla kurulan bu köprü üzerinden 'öte'ye ulaşma arayışıdır. Ötede 'deneyim' vardır; deneyim öznel bir coşku olarak bir kez varınca dile daha fazla gerek duyulmayacak etkinlik alanıdır; ondan söz edilmese de hep onunla olunacak bir dışsal düzenleme gerekmektedir. İşte kimi düşünürlerin çabası böylece, aynı zamanda, kamusal bir çabadır.

Dille temsili olanaklı olan etkinlik alanının sonsuz gerçeklik (truth) ödülünü elinde tuttuğuna yönelik modern inanç nedeniyle insanlık tüm dikkatini bu alana yöneltmiştir. Gerçekliğin bir kavram olarak ağırlığı, dilin baştan çıkarıcılığıyla birleşince 'öznel deneyim'den yoksun bir etkinlik alanına hapsolunmuştur: Araçsal olandan ibaret bir varlık çölü.

Bu varlık çölüne düşmeyi -en azından- bazı insanlara yakıştıramayan ve gözünü öteye diken adamların başında Nietzsche geliyor. İşe, egemen değerleri yeniden ve bu kez eleştirel bir tutumla değerlendirmekle başlayan Nietzsche, giderek dilden ibaret bir hal alan insanı yıkmaya yönelmiştir: "Gramerden kurtulmadan Tanrı'dan kurtulamayacağız..." (Nietzsche, Will To Power).

Nietzsche'de vurgusunu bulan 'kendi içinde değerli deneyim' baştan sona bedensel bir deneyimdi. Tanrı ile doğalın iki karşıt kutuba yerleştirildiği yaygın değerler dünyasında (Hıristiyanlık) insanın hor gördüğü 'doğallığını' yeniden tanıması gerekiyordu. İşte Nietzsche'nin daveti buna yönelikti: O, dille işbirliğine girmiş sahte bir kutsallık yerine insanı 'sinnlickheit'e (Duyusal ve bedensel olanla 'zevk-ü sefaya' varıncaya dek uğraşma) çağırıyordu. Nietzsche'nin özlediği insan bedenli bir insandır; bedenin belirtileri için bir 'libertinaj' ortamı yaratılmalıdır; burada ortaya çıkıyor gibi görünen 'kamusal proje' özünde öznel deneyimin erdemini sezen bir düşünürün karmaşık serzenişinden başka bir şey değildir.

Bataille İç Deney'de geniş yer verdiği 'iç deney' kavramı ile, bir anlamda, dilden bağımsız ve 'kendi içinde değerli' bir 'durum'dan söz ederken, Nietzsche ile benzer bir tutumu paylaşıyordu. Bataille'da adımlar biraz daha belirgindir: İç deney demek 'kendinden başka ne bir kaygısı ne de bir amacı olan' (İç Deney, s. 28) yaşantı, "esrime", "kendinden geçme" ve "coşku" hallerinden başka bir şey değildir. Bu, "uca gitmek, ...olabilirin ucuna yolculuk yapmaktır" (s. 28) Burası aynı zamanda öznel deneyim alanıdır. Bataille iç deneyde yaşananın felsefî erekle (bilgi) hiçbir zorunlu bağının olmadığını, tersine -örneğin esrime ile- tam bir 'sessizlik' ve 'bilgisizlik' düzeyine erişildiğini söylemektedir. İşte bu düzey, Bataille'a göre 'açığa çıkarır'. Açığa çıkan felsefî ya da nesnel bir erek olan 'bilgi' değildir. O, esrimeden önceki benden fazla olan bir 'ben'dir; bu yeni 'ben' ile nesnel dünya da artık daha zengindir: Sessizlik sonunda söylemi zenginleştirir.

Bataille'ın bireysel kalkışmasıyla uzlaşarak okumalıyız Nietzsche Üzerine'yi. Bu, kendisi de Nietzsche'yi aynı biçimde okuyan düşünüre haksızlık etmemenin, dahası onunla 'yürek birliğine' ulaşmanın tek yoludur. Bataille, Nietzsche Üzerine'de Nietzsche hakkında konuşmaz, Nietzscheleşir; onun çağrışımları arasında yükselip düşerek onun projesini kendinde cisimleştirdiğini göstermek ister: Peki bunu yapabilir mi? Yaşarken, belki evet! Ama kitaba dönüşmüş bir Nietzscheleşmenin olabileceğinden en çok kendisi kuşkuludur.

Biyografik bir çalışma izlenimi vermesine karşın kitap, İç Deney'de olduğu gibi, Bataille'ın deneyiminin anlatısı olma çabasındadır: Nietzsche tarafından ateşlenen bir savaşta Bataille'ın 'en uç'a yolculuğu da başlamıştır: Bu yolculuk Tanrı'nın ölümüyle başlamıştır. Tanrı'nın ölümü 'merhamet' ile temellenen ahlâkın kökünün kurumasıdır. Kendine ve ötekine duyulan her iki merhamet türü de artık, ahlâkı değil günahı temsil eder. Kendine merhametin dildeki yansıması olan 'talihsizlik', Bataille'a ancak günah duygusunu çağrıştırmaktadır. Bataille'da ifadesini bulan genel bir tuhaflık durumu, onun Nietzsche'den devraldığı 'insan' kavrayışıyla ilgilidir. Geniş bir Varoluşçu yazınla da desteklenen "insan belirsizliktir" nitelemesi Nietzsche'de apaçık 'tehlikeye davet'e dönüşür. Yaşama en iyi hizmet eden şey tehlikedir. Bir şeyin kalıcılığı o şeyin ne denli tehlikeyle çevrelendiği ile belirlenir. Nietzsche "Felsefeyi tehlikeli hale getireceğiz, yaşam için tehlike olan bir felsefeyi öğreteceğiz" derken, insana yönelttiği "tehlikede yaşayın" buyruğu ile uyumlu bir çerçeve çiziyordu. İşte Bataille'ın yakınlık duyduğu 'insan', olabilirin ucundaki tehlikeye -kendiliğinden- hazır olması beklenen bir varlıktı. Böyle bir varlık olmanın kendiliğinden beliriveren (bu bir amaç olmadığından, belki de belirmez...) ödülü, 'kendinden geçmek'tir. Bataille'a göre bu ödül "Apollonian" merkezli bir insan ereği ile kazanılamaz.

Her şeyin iyi olmasını isteseydim, ahlâksal güvence talep etseydim, sevincimin aptallığını hissederdim. Aksine hiçbir şey istememekten ve güvence yokluğundan dolayı kendimden geçiyorum. Bir özgürlük duygusu hissediyorum.... Yaşamı, onu kemiren (onu belirli kavramlara bağlayan) kaygılardan kurtulmuş olarak duyumsuyorum. Bir hiç -veya hiçbir şey- beni kendimden geçirtiyor. Bu sarhoşluğun koşulu, temel olarak kendime gülmemdir. (Nietzsche Üzerine, s. 117)

İkinci bölümde Bataille, Nietzscheleşmeyi sürdürerek değerleri değersizleştirme yoluyla, kendinden daha küçük parçaya bölünemeyecek 'değer çekirdekleri' yaratmaya koyulur. Bu çekirdeklerden olan arzu, erotizm ve esrime bir kilisenin yıkıntıları arasında bile bulunabilecek kadar hayata yayılmıştır. İsa'nın çarmıha gerilmesi olayını kutsal bir ritüele dönüştürerek sürekli yaşayan aziz, cinayet ve kurban etmenin kökeninde gizlenen erotik arzu ve bunun getireceği esrimeyle ilişkiye girmeye çalışmaktadır: Azizlerin en üst derecedeki suçları erotiktir. Kilise kadar olmasa da, kendisi de bir çeşit maske olan meditasyon bile kana, tene ve kurbana yönelen arzunun yerini alır: Meditasyon toplumdan izinli bir esrime çabasıdır.

Olabilirin en ucuna yolculuk, esrimede olduğu gibi kendinden başka amacı olmayan yolculuktur: Doruk hiçbir ahlâkla -erekle- temellendirilemez. "Yalnız bir çilekeş, esrimenin araç olduğu bir amacı hedefler." Çünkü o, ne Nietzsche'nin ne de Bataille'ın insanıdır. Sıradan insan bu gizemsel yola ancak ruhunun kurtulacağı inancıyla girer: Onun için 'ruh kurtuluşunun zokası olmadan gizemsel yol bulunamayacaktı.'

Buraya kadar yazılanlar Nietzsche Üzerine'nin, Bay Nietzsche ve Doruk ve Düşüş bölümlerine ilişkindir. Kitap üçüncü bölümde, Nietzsche'yi düşünen Bataille'ın 'bilinç akımı'na benzer bir teknikle dile getirdiği 'sayıklamalardan' oluşur. Aynı bölüm, ayrıca, İkinci Dünya Savaşından Fransa'nın payına düşenin anlatısı olduğu kadar, 'acı' ve 'haz' arasında ancak 'yüksek ruh'ların kullanabileceği bir geçitin varlığından söz edip duran düşünürün, Bataille'ın da günlüğüdür. Bataille, günlüğün çeşitli yerlerinde belli belirsiz de olsa 'deneyime', zaman zaman da 'esrimeye' tutulur. Bu anlardan biri alaya kaçan bir eğretilemeyi andırır (s. 101). Bataille bir saçmalık şenliğinde filozof Sartre ile karşı karşıya, bir hayvan gibi dans eder, içer. Günlük bölümleri yer yer günü/anıyı anlatma işini tümüyle bırakır; Nietzsche düşüncesi sürekli kendine dönen bir bumerangtır Bataille için; çabasını hep Nietzsche'ninkine benzetir: "Nietzsche'nin doktrinleri izlenemez. Bunlar önümüze belirsiz, çoğu zaman göz kamaştırıcı pırıltılar koyarlar: Hiçbir yol gösterilen yöne götürmez" (s. 17).

Kitabın sonunda, kendi içinde bütünlük içeren altı ek vardır. Bu ekler ile Bataille, Nietzscheleşmenin dışında Nietzsche'ye dışarıdan bakarak herkes gibi yazar. Bu ekler Bataille'ın anladığı Nietzsche'nin, kendi deneyimi içinde Nietzsche öğretisinin yerinin, kendi terimleriyle Nietzsche yorumlarının yer aldığı bölümlerdir. Zaman zaman, Nietzsche'nin faşistçe okumalarına karşı geliştirdiği argümanlarda olduğu gibi (s. 207-211) sıradanlığa düşebilse de, bu bölümler genel olarak ilginç ve çokça tartışılacak belirlemeler içeriyor.

İlgili Doküman
Esrime: Felsefenin bir kaybı mı? (Esrime.doc, 49 KB)
 
ÖZGEÇMİŞ | YAYINLAR | TEZLER | SUNUMLAR | Ders Notları | ARAMA | İLETİŞİM | ANA SAYFA
©2006-2021 Çetin Balanuye
www.balanuye.net