Çetin Balanuye
PhD Felsefe
English
FELSEFE ve/veya EĞİTİM
  BALANUYE.NET » YAYINLAR » OKU
9 Aralık 2019, Pazartesi  



Ah Felsefe! Durup Düşünmekten, Gülüp Geçmeye Vaktin Yok (25.10.2010, Pts)
Şu soruların yanıtı yoktur: Gülünç olan nedir? Nelere gülüyoruz? Bu olgu, "gülme" üzerine düşünüşümüzün temel felsefi eksenini veriyor: İlk soru "öz" kavramıyla, diğeri ise alışkanlık kavramıyla ilişkilidir. Dolayısıyla, bir Platoncu iseniz gülüçlük denen kavramın her yerde ve her zaman "aynı" olduğunu, bunu bugün tam bir kesinlikle saptayamıyorsak da -aslında- onun orada olduğunu söylersiniz. Eğer Darvinci iseniz, ilk soruyu en hafifinden cahilde bulur, basitçe, hangi durumlarda, nelere, nasıl gülüyoruz diye sorar, tüm dikkatinizi bu "değişen" durumları derlemeye odaklardınız.

                                                

                                                 AH FELSEFE!
           DURUP DÜŞÜNMEKTEN, GÜLÜP GEÇMEYE VAKTİN YOK
                                                  Çetin Balanuye

                               Psikeart,  Temmuz-Ağustos  2010 s. 72-74

               
• Şu soruların yanıtı yoktur: Gülünç olan nedir? Nelere gülüyoruz? Bu olgu, “gülme” üzerine düşünüşümüzün temel felsefi eksenini veriyor: İlk soru “öz” kavramıyla, diğeri ise “alışkanlık” kavramıyla ilgilidir. Dolayısıyla, bir Plâtoncu iseniz gülünçlük denen bir kavramın her yerde ve her zaman “aynı” olduğunu, bunu bugün tam bir kesinlikle saptayamıyorsak da –aslında- onun orada olduğunu söylersiniz. Eğer Darvinci iseniz, ilk soruyu en hafifinden cahilce bulur, basitçe, hangi durumlarda, nelere, nasıl gülüyoruz diye sorar, tüm dikkatinizi bu “değişen” durumları derlemeye odaklardınız.

• İki sorunun birbiriyle ilişkisi zorunlu değildir: Gülünç olan her şeye gülmeyebiliriz/gülmeyenler çıkabilir. Güldüğümüz şeyler “aslında” gülünç olmayabilir.


• Kumar gibi: Eğer ilk tutum gerçekliğe daha uygunsa, evrensel bir gülünçlük kavramının peşinden gidip, bunun ne-nasıl bir şey olabileceğini feylesofça araştıranlar er ya da geç ödülü kapacak mı? Eğer ikinci tutum doğruysa, bilim emekçilerinin bıkmak-usanmak bilmeyen derlemeciliği giderek bulmacayı tamamlayacak, nihayete erdiremese de resmi belirginleştirecek mi?

• İşte üstteki iki nedenle, bize göre, bu iki sorunun yanıtı yoktur: İlki her zaman spekülatif, ikincisi ise her zaman eksik kalacaktır.


• Hakkında yazı yazdığımız/düşündüğümüz/okuduğumuz “şey” nedir? Gülüşü görünce tanır mısınız?

• “Niteliksel araştırma teknikleri” adı verilen bir ders almıştım. Bu dersin hocası, bir ortamı (sokak, market, restoran vb.) gözlemlememi, gözlem bulgularımı hiçbir varsayım içermeyecek biçimde olabildiğince ayrıntılı olarak yazmamı istemişti. Görünüşte, kolay yoldan dersten geçmemi sağlayacak bu ödevi yapmak üzere üniversite kantininde bir köşeye oturup kalem-kâğıdı elime alınca, olanaksız bir işin peşinde olduğumu da hızla fark ettim. Gözlem yapacak ve “hiçbir varsayım” içermeyecek biçimde gözlemlerimi kâğıda geçirecektim. Yazmaya kalkıştığım ilk paragraf şuydu: … Yaşlı adam barmene bağırdı. Ona, 1 pound karşılığı hak ettiği birayı vermediğini, bardağın beşte birinin sadece köpük olduğunu, bunun dolandırıcılık olduğunu söyledi. Barmen hiç konuşmadan bardağı geri aldı. Yavaşça bira ekledi. Bardağı yeniden eline alan adam kendi ekseni etrafından 180 derece döndü, benim yakınımdaki masasına doğru yürümeye başladı. Sarhoş gibi sendeliyordu. Ağır ağır ama yine de sarsılarak yürüyordu. Elindeki bardak sallanıyor, bira sağa sola sıçrıyordu.  Masasına vardığında bardağında kalan bira barmenin ilk koyduğu miktarın yarısı kadardı…

Hocam, tüm ödevimin çuvalla varsayım içerdiğini ileri sürerek düşük not verdi. İşte o zaman şunu sordum: Varsayımsız düşünme ne demektir?

• Gülüş dediğimiz şey her neyse, muhtemelen bir varsayımdır. Adamın bardağındaki sıvının bira, sallanmasının nedeninin de sarhoşluk olduğuna hükmetmem nasıl olduysa, birisinde gülüş dediğim şeyin cereyan ediyor oluşunu söylediğim her durumda da basitçe bir varsayımda bulunuyor olmalıyım.

• Öyleyse, “insan gülen hayvandır” biçimindeki o kibirli ifadenin de hüküm değeri aynı kumaştandır.


• İnsana, yalnızca insana özgü bir nitelikler kümesi yazma tutkusu uygarlığımızın temel saplantısıdır. Protogaras’tan bu yana bu saplantı yalnızca hayal kırıklığı üretmiştir.  Descartes ile hayal kırıklığı zirveye ulaşmıştır.

• Wikipedia’nın insanı tarif etmek amacıyla uydurulmuş kavramlar derlemesi görülmeye değerdir. Her kavram, insanı tarif etmekte yetersiz bulunarak bir başka kavramla yer değiştirmiş-çeşitlenmiş, listenin uzaması bir türlü son bulamamıştır.


• Evrendeki her şeyin süreksiz olabileceği fikriyle uzlaşma cesareti gösteremeyen bu burnu büyük varlık, gülüşü de istismar etmeyi ihmal etmemiş, “homo ridens” (gülen insan) kavramını icat etmiş, her şey gelip geçici olsa da bir tek insanın –hiç değilse kimi nitelikleriyle- hep kalacak olduğu yanılgısını itinayla beslemiştir.

• Bütün bu çabalar, değişip duran kozmosta “baki kalan hoş bir seda” bulma saplantısının sonucudur; sonuç hüsran ve trajedidir. Değişip duranla tango yapmak, değişmeyen bir dilin, dondurucu, sabitleyen, bitirici bir temsil sisteminin terk edilmesine bağlıdır.


• Gülünçlük üzerine soruşturma yalnızca beyhude değil, sakıncalıdır. “Gülüp geçmek…” belki de kozmik bilgeliğin en temelsiz, temellendirilemez ve tam da bu nedenle en haklı eylemidir.

 
ÖZGEÇMİŞ | YAYINLAR | TEZLER | SUNUMLAR | Ders Notları | ARAMA | İLETİŞİM | ANA SAYFA
©2006-2019 Çetin Balanuye
www.balanuye.net